Acil telefon numaraları:

 

Veterinerler:

Veteriner Hasan Ulas Gökduman
Gökova  0533 475 27 71

Veteriner Göksel Bayramlı
Gökova
0252 246 6629

Yasemin Ilseven 0531 491 8935
(GAS-Der. Sokak Hayvanları Çalışma Gurubu Görevlileri)

Yazılar:

UMUT, SABIR ve SEVGİ !                      SİZ HİÇ KEDİ GEZMESİNE ÇIKTINIZ MI?                                KURTUN YÜZLERCE GÖZÜ VARDI... 
ÇOMAR               BU NE YAMAN ÇELİŞK DOSTLAR!!                            BEN BIR KÖPEGIM SADECE                      SOKAKTAKİ MELEKLER   

     

UMUT, SABIR ve SEVGİ !

Aralık ayının başlarında birkaç günlüğüne İzmir’e gitmem gerekti. Köpeğim ve kedilerim için komşuma mamalarını bıraktım . Geri döndüğümde komşum Arab’ı bahçede aynı yerde yatar vaziyette bulduğunu ayağa kalkamadığını hemen veterineri çağırdığını söyledi . Arab’ıma ne olduğunu anlayamamıştık. 4 ayağı da pelte gibiydi, ayağa kaldırmak isteyince yere yıkılıp kalıyordu . Ayaklarında az da olsa his vardı canı yanıyordu, idrarını kontrol edemiyordu sürekli idrar kaçırıyordu.

Çevremdeki bir çok kişi Arab için bunun zor olduğunu uyutulmasının onun için daha iyi olacağını önerdiler ama o yemek yiyor ve bana şaşkın gözlerle bakıp;
-Bana ne oldu? yardım et der gibi bakıyordu…
-Dünya yalnız bizim değil, yaşam hakkına saygı , barınak gönüllüleri derneği ve Haytap yahoo grubu üyelerine,
Arab için umut olabilir mi ? sizler böyle bir durumla karşılaştınız mı ? Ne yapmalıyım diye ileti yolladım. Herkes umut olduğunu ve asla uyutturmamam gerektiğini, neler yapabileceklerimi
belirttiler.
Haklıydılar!
Yaşayan bir canlıyı %10 düzelme umudu da olsa ölüm emrini verme hakkına sahip değildim.

11.12.2006 tarihinde,
Aydın Veterinerlik fakültesine götürdüm. Röntgen çekildi kırık çıkık yok. Sinir sistemine bağlı olduğunu belirttiler Kortizon , B vitamini ve alkol camphree ile tedavi uygulandı .
Bu tedavi sonucu , güçlükle de olsa arka ayaklarının üzerine basabildi. Ön ayaklarında hiçbir düzelme olmadı.
09.01.2007’de tekrar Aydın’a gittik. Yeni bir tedavi uygulandı 1.5 ay gibi bir süre sonra idrarını kontrol etmeye başladı..Tam umutlarımı kaybetmişken; son derece umutlandım ve sevindim. Bahçede yere sürünerek ihtiyaçlarını gideriyordu.
05.02.2007 ‘de Arap ayağa kalktı ve tam 4 adım attı.
Sonra onu çok sevdiği İztuzu sahiline yürüyüşe götürdüm 2 aydan bu yana , ilk kez tasmasını taktım, ilk kez kuyruğunu salladı, ilk kez havladı ve tam 6 adım attı…yoruldu ben de onu zorlamadım.
Arap sağlıklı iken, çok havlardı bende KAPAT ÇENENİİİ! diye bağırırdım.. 2 aylık sessizlikten sonra ilk kez havlaması sanki duyduğum en güzel melodiydi.

Arap cins bir köpek değil, özgürlüğüne düşkün , 12-13 yaşlarında Dalyan’da 2 kez zehirlendi son anda kurtardık. , defalarca yetkililerce toplanıp uzaklara atıldı, haftalarca sonra aç , yara bere içinde berbat bir durumda her seferinde bizim bahçenin kapısına umutla geldi ..Bizde tedavilerini yaptırdık. Dalyan’da zehirlemeler ve toplayıp uzaklara atmak çoğalmaya başlayınca, tedaviler yoğunlaşınca bizde Arab’ı bahçede tutmaya karar verdik. Bu sefer de bunlar başına geldi. O bize güvendi biz de onun sayesinde kendimizi güvende hissettik.

Arap, sen neler atlattın bunu da atlatıyorsun!
Köpeğinin başına bu tür olaylar gelenlere mesaj vermek istiyorum.
Sabır, umut ve sevgi ile biz bunu başardık. Lütfen köpeğinizi uyutturmayın %10 ayağa kalkma şansı olsa dahi onun yaşama hakkını elinden almayın.
Arap şu anda çok ama çook MUTLU!
Gözleri ile, onun iyileşmesinde payı olan, uyutulmamasını sağlayan herkese teşekkür ediyor.

Yakında bol bol havlamasından sizde bunu duyacaksınız zaten!
Emin olun ki size kendi dilinde teşekkür ediyordur!

Arap&Mebrure Kuzey Blom


SİZ HİÇ KEDİ GEZMESİNE ÇIKTINIZ MI?   

 Yazan: Pakize Suda

 Ben çıkıyorum arada. Hiç girmediğim sokaklara, hiç gitmediğim semtlere doğru. Tıpkı turistlerin bakına bakına gitmesi gibi. Farkımız, ben yukarılara doğru değil yere bakıyorum. Hatta arabaların altına. Genelde orada oluyorlar. Bir tekerleğin dibinden bana bakıyorlar. Anlamaya çalışıyorlar niyetimi. Çömelip hiç kıpırdamadan duruyorum. Bir süre öyle bakışıyoruz. İlk hareketi onlardan bekliyorum. Geliyor nitekim. Ama ben hálá kıpırdamıyorum. Güvenlerini iyice kazanmak için. Sonra koklama faslı başlıyor. Önce uzaktan, sonra burunlarını elime değdirerek. Nihayet dost olduğuma kanaat getiriyorlar. Burunları onları hiç yanıltmaz. Başlarını uzatıyorlar okşanma talebiyle...Kuyruk havada, sırt kamburlaşmış, bacaklarıma sürtünerek etrafımda turluyorlar. 

* * *

 Kedilerle haşır neşir olmayanlar, hepsi birbirinin aynı zanneder. Ben öyle zannediyordum. Değil oysa. Onlar da bizim gibi. Biri ötekine benzemiyor. Ama bir ayağınızı hızlıca yere vurup kovalamaya çalışırken fark edemezsiniz bunu. Durup bakmanız lazım. Bir gün siz de 'kedi gezmesi'ne çıkarsanız, yanınıza mutlaka bir paket kuru mama alın. Ciğer torbasıyla uzaklara gitmek zor olur diye söylüyorum. Bir iki avuç dökün bir duvarın dibine... Huylarının da farklı olduğunu göreceksiniz bu arada. Kimi hemen yemeğe girişecektir... Kimi önce bir teşekkür sürtünmesi yapacaktır bacaklarınıza... Kimi başını mamaya doğru uzatmak için bir boşluk arayacaktır ötekilerin arasında... Kimi hepsini kovalayıp mamanın tamamına sahip olmak isteyecektir. Ama neticede siz uzaklaşırken hepsi peşinize takılacaktır. Káh sürtünerek, káh duvarlara zıplayıp inerek... Gelebildikleri yere kadar geleceklerdir sizinle...Deneyin bir gün...
Göreceksiniz sinirinizi nasıl yatıştıracaklar...

KURTUN YÜZLERCE GÖZÜ VARDI...         Yazan: Özgün Öztürk

 Sanirim bu gece delirmediysem, artik hic delirmem. Sanirim bu gece bu kadar uzuntuyle kalbim basa cikabildiyse, gelecek her aciyla basa cikabilir. Size daha once de demistim, mumkunse bana artik "insan" demeyin. Ben bana "insan" denmesini reddediyorum. Bu gece, ben bu gozlerimle, bir iskenceyi gordum. Bu "insan" gozlerimle, "insan" denen o kisilerin ve yavrularinin bir "kurt" denen,"vahsi" denen hayvana yaptiklarini gordum. Bir canli'nin korku dolu gozlerini gordum. Agzina sopa sokulup baglandigini gordum. Ayagina zincir baglanmis, yerlerde suruklendigini gordum. Daha da korkuncu birilerinin, kendine "insan" diyen birilerinin bu haldeki hayvani "zafer" kazanmis edasiyla kulaklarindan tutup kaldirip poz verdiklerini gordum. Agzindaki sopayi cekip aldiklarinda agzindan akan kanlari gordum. Bu sadece "Allah onu oyle yarattigi" icin kendisine " kurt" denen, bu sadece "dogasi geregi" kurtluk yapan hayvanin maruz kaldigi iskenceyi gordum. Kocaman bir kangali kurtun ustune saldiklarini gordum. Sanirim ölmüs kurtu hala sopayla durttuklerini gordum. "Allah oyle yarattigi" icin kendisine "insan"   denen bir canlinin yaptigi iskenceyi gordum. Bu iskenceden nasil zevk aldigini izledim. Ben bu gece bu gorduklerimden cok korktum. Ben bu gece bu vahsi kurt'dan hic korkmadim.Ben bu gece bu insanlardan, bu insanlardan, bu cocuklardan cok korktum. Guluyorlardi, egleniyorlardi, poz veriyorlardi. Kurt ise gozleri kocaman acilmis, hepsine bakiyordu. Kurtun sanki sadece 2 gozu yoktu. Kurt, sadece gözdü. Kurt, sanki yuzlerce goz olmustu da orada ona iskence yapan, eglenen onlarca insani goruyordu, sanki televizyonlari basinda bu olayi izleyen milyonlarca insani goruyordu. Kurt sanki tum dunyayi goruyordu. Ve kurt soyle soyluyordu: 

- NEDEN?   

Ben bu gece ve bundan sonraki her gece, yasadigim her gun ve gece, o kurt'u, yasadiklarini, gozlerini asla ama asla unutmayacagim. Bu gece tum bunlari seyredip de "bu insanlara da yapiliyor. Siz de bu hayvan isini abartiyorsunuz" diyen kisileri de unutmayacagim. Bir gun , hayvan ya da insan fark etmediginde, onemli olanin "aciz durumdaki bir canliya" yardim etmek oldugunda, sanirim iste o gun, hepimiz gercekten "insan" olacagiz. Bir gun, size bir yardim istegiyle geldiginde birileri, ben "once insan diyorum" demeyip de o anda, tam da o anda kalbiniz "yardim isteyen" bir cana kapilarini actiginda ve sizin bu can'a, hayvan da olsa yardim ettiginizde, tam da o anda sanirim bir seyler degisecek…. 
Bir gun, hayvan ya da insan fark etmediginde, aci ceken bir canlinin acisini kendi bedenizde de hissettiginizde, bedeniniz, kalbiniz sizladiginda, sanirim iste tam da o gun, bugunku kurt'un ne hissettigini anlayacaksiniz.  Ve sanirim o gun sizin  
de kalbiniz kurtun kalbi olacak, sizin gozleriniz kurtun gozleri olacak…ve tum   dunyaya soracaksiniz "neden"   diye... 
Sevgili Savas Ay'a ve ATV'ye bu goruntuleri ekrana getirerek gosterdikleri duyarliliga tekrar tesekkur ederim. 

 

ÇOMAR                             Yazan : İlhan Selçuk (Cumhuriyet, 24 Mayıs 2004)

Bir haftalık dinlence için İstanbul’dan ayrıldım. Nereye gidecektim? Gökova Körfez’inin Akyaka Beldesinde Yücelen Otel’in giriş basamaklarından ikincisine adımımı atarken Çomar’ı gördüm.
Uyuyordu.
Otelin giriş  mahalli ince tahta sütunlar üzerindeki bir kiremitli çatıdan oluşur; tavan yerel sanatın ürünüdür, ahşap işlemelidir; zeminde bir yol halısı ana giriş kapısına dek uzanır....Çomar, işte bu yol halısının üstünde otele girişi kesmişti; mışıl mışıl uyuyor, kimbilir ne gibi düşler görüyordu....Çevrenin göreneklerini biliyordum, hayvanı rahatsız etmemek için çevresinden dolandım, girişteki koltuklardan birine oturup mis gibi çiçek kokularını duyumsamaya koyuldum....Birdenbire otelin girişinde Erdal İnönü’yü görmezmiyim?...

 * 

Erdal İnönü az önce benim içine düştüğüm sorunla karşı karşıyaydı.....Çomar’a bakıyordu... Koskaca otelin girişindeki yol halısında uykusunun keyfini çıkaran köpeğin sorunsalı bir fizik ya da matematik formülüyle çözülemeyeceğine göre kavramaya çalışıyordu...Erdal Bey’in yüzüne bir tebessüm yayıldı...Çomar’ın uykusunu bozmadı..O da benim gibi yanından dolandı..Meğer İnönü ve çevresindekiler – Muğla Üniversitesinde düzenlenen bir bilimsel toplantıya gelmişler...Çomar’ı rahatsız etmeden selamlaşmaya çalıştılar; ne onlar ne de otel personeli köpeği kovalamayı akıllarına getirdiler...İşte Yücelen böylesine güzelim bir felsefenin mekanı...

 *

Bu mekan yalnız otel ve bahçesi değil, yemyeşil koskoca bir orman....Bahçede azmak sularından oluşan havuzlarda alabalıklarla ördekler şakalaşır, kedilerle köpekler oynaşır; ormanda halk, aileler, gençler sevginin sıcaklığı ve dostluğun güvenliği içinde doğayla kaynaşır....Kaç göç yoktur...Herkes birbirine riayet eder; saygı kültürü egemendir..Peki, bu uygar Akyaka kimin marifetidir?..Çok iyi bildiğimiz, tanıdığımız Nail Çakırhan’ın. Çakırhan’ın büstü Yücelen’in bahçesinde nöbet tutuyor..
Kendisi neredeymiş?..
İstanbul’da

*

Çomar’ın adını ben uydurdum; sordum, ismini bilen çıkmadı; ancak kulağında kimliği ve künyesini belirleyen bir sayı yazılı: 000113.. Köpekler Akyaka’nın hayvansal nüfus kütüğüne yazılıdır. Çomar, keyfi istediği zaman yol halısına gelip kıvrılıyor.. Çomar’a ‘hoşt’ diyen bir kula rastlamadım.. Ne otel personelinden biri... Ne yabancı bir turist.. Ne de büyük Türk milletinden ve Müslüman ümmetinden biri Çomar’a ters bakmadı. Ama Çomar imtiyazlı bir köpek değil ki!..Hayvan milletine sevgi Akyaka’da anayasa kuralı.. Dilerim bu anayasa tüm Türkiye’de geçerli olur... Şimdi bir aklıevvel çıkıp diyebilir ki:
-İlhan Selçuk bu ülkede insanlar birbirini sevmezken, hayvan sevgisi ne yazar?
  Ancak hayvan seven insan sever, Akyaka beldesi bunun en güzel örneği....

 

BU NE YAMAN ÇELİŞK DOSTLAR!!!!!           Yazan : Nesrin Çıtırık,  18.05 2004            

Üstümüze  son sürat gelen otomobillerden korkmayız da, Yolda kendi halinde giden bir köpek görünce AYYY diye çığlığı basarız. İçinde sağlığa zararlı maddeler bulunan gıdaları bile  afiyetle yeriz de, 10 yıllık köpeğimizi sağlığımız için tehlikeli diye sokaklara ölüme atarız. Gece gündüz beynimizde çınlayan arabaların klaksonlarından rahatsız olmayız da, Uzaktan gelen köpek havlaması, kedi miyavlaması için hemen şikayete başlarız. Bir kadının çantasını kapıp onu yerlerde sürükleyen kapkaççıya müdahele  etmeye korkarız da, Çocuğa havlayıp korkuttu diye, kulübesine zincirle bağlı bir köpeği sopa, taş ve küreklerle vurarak parçalar ve  öldürürüz.
Çantaya, ayakabıya milyarlar verenlere, en pahallı viski, şampanya ve  şarapları içenlere bir şey demeyiz de,
bir sokak köpeğinin önüne artık yemek koyanlara  “canım bunca aç insan  varken niçin hayvanları besliyorsunuz” deriz. Devleti milyarlarca dolar soyan VURGUNCULARA oturduğumuz yerde  söylenmenin dışında  hiç bir tepki koymayız da, Yalnızca bir yudum su, bir kap artık yemek verilen hayvan barınakları için “bu fakir devlet niçin bu köpekleri beslesinî deriz. Sokağımızda oluşan çöp dağları  için hiçbir yeri aramayız da,  Mahalleden geçen bir köpek için  belediyeyi yüzlerce defa ararız.

 Pop star yarışmalarında  elenenler için “ağlar”, paraya kıyıp SMS ler göndeririz de, sokakta gözümüzün önünde zehirlenip kıvranan hayvanlara şöyle bir bakıp   geçeriz. Oturduğumuz yerden, belediyeleri ve hükümeti yeşil alanlar ormanlar talan ediliyor diye kıyasıya eleş tiririz de,  arabamıza park yeri açmak için 50 yaşındaki ağaçları gözümüzü  kırpmadan keseriz. Şarkı türkü konserlerinde şarkıcıyı yakından görünce heyecandan bayılacak kadar duygusalızdır da, sokakta bize kocaman gözleri ile bakan bir kedi köpek yavrusunu taşla tekmeyle kovalarız. Yolda gözümüzün önünde burnunu yere sümküreni, tüküreni  ikaz etmek aklımıza gelmez de, köpeklerden, kedilerden, kuşlardan  çevreyi kirlettiği için şikayetçi oluruz. Parkların yeşil çimenleri arasındaki binlerce izmaritten, tükürükten, çekirdek kabuklarından, sakızlardan çöplerden şikayet etmeyiz de, köpeklerin parklarda gezdirilmesine etrafı kirletebilir diye izin vermeyiz.
Gece gündüz gürültü yapıp hayatımızı zindan eden üst kattakiler için adalete başvurmaya üşenir sadece
kavga ile yetiniriz de, evindeki kedi besliyor diye komşumuzu hemen mahkemeye verir, hayvanı evden attırıncaya kadar cansiperane savaşırız. Belediyenin köpek barınaklarından koku geliyor diye şikayet ederiz de, sanayi tesislerinden gökyüzüne ulaşıp ciğerlerimize dolan kokulu  kimyasal dumandan rahatsız olmayız.

 Devleti soyup soğana çevirenleri, bir daha seçer başımıza  "tacederiz” de, belediyenin bir  hayvan barınağı yapmasına karşı çıkar "bu fakir devletin parası mı var” deriz. Trilyonları çalıp kısa sürede süper zengin olarak karşımıza çıkanların  önünde saygı ile eğiliriz de, sahipsiz köpekler kısırlaştırılsın diyenlere "sokaklarda bunca  kağıt  toplayan çocuk varken devletin buna ayıracak parası yok” deriz. Belediyelere yeterli "yeşil alan” yapmadıkları için  söyleniriz de, yaprakları balkonumuzu kirletiyor diye evimizin yanındaki ağacı keseriz. Lüks otellerin milyarlık odalarında şaşaa ile kalınmasını sorgulamayız da, sokak hayvanlarına sahip çıkanlara "bunca fakir insan varken....” diye  fazilet dersi veririz. Tuvaleti pis kokundan girilemeyen  restorana gitmeye devam ederiz de, kedi köpek besleyen arkadaşımızın evine "titizliğimiz” için gitmeyiz. Tuvaletten çıktığında elini yıkamadığını gördüğümüz birisi ile rahatça tokalaşırız da, bir köpeğin, kedinin başını okşamaya elimiz kirlenir diye çekiniriz. Ibrahim Tatlıses ağladığında biz de "duygulanır ağlarız” da, vurulan zehirlenen köpeklerin inleme sesi  bizi "yalnızca” rahatsız eder. Viski içenlere "viski  içeceğine fakirlere yardım et” demeyi düşünmeyiz de, yaralı bir köpeği tedavi ettirenlere " bunca fakir varken” diye fazilet dersi veririz.

Ve bizler......

Güçlü olarak yaratılmışlar......Zayıf ve muhtaç olarak yaratılmış olan hayvancıkları çevremizde  görmek istemeyiz. Bu hayvancıkları çevremizde  görmek istemeyen "zihniyet”, "Niçin bu durumdalar diye düşünmek” yerine,  kağıt mendil satan çocukları da çevresinde  istemez.
Bu çaresiz hayvancıkları görmek istemeyen "zihniyet”,
hiçbir hizmetten yararlanmayan ve varoşlarda oturan gariban insanları da  görmek  istemez. Seyyar satıcılığın "namuslu kalarak”  hayatını kazanmanın son çabası  olduğunun farkına varmayan bu "zihniyet”, şehrin görüntüsünü bozuyor diye seyyar satıcıları da istemez...
"Zayıf ve güçsüz” olduğu için hayvana yaşam hakkı vermeyen bu  "zihniyet”, insanın  "fakir ve muhtacına” da YAŞAM HAKKI  tanımaz.

 

BEN BIR KÖPEGIM SADECE                      Yazan: Özgün Öztürk

bakin, ben sadece bir kopegim. sadece bir kopek!

sokakda dogdum, bazilari gibi ''cins'' degildim. hani o pet-shoplarda görüp bayildiginiz ''ha ne sevimli sey...ay yazik buna...'' olamadim hic. onlaragosterdiginiz sevgi ve anlayisi hak edemedim hic.  cunku ben sokakdaydim, ben cins degildim, ben pistim. ben sadece bir kopegim. sokak kopegi! sizlerin tehlikeli bulduklarindan, kuduz diye korktuklarindan, korkuttuklarindan. kendi korkularinizi herkeslere asilayip hedef  gosterdiklerinizden. o korkulariniz ki bizleri barinaklara hapseden, bizleri zehirleten, pompali tufeklerle vurduran. o korkulariniz ki bizleri tekmeleten, iten, kakan, demir sopalarla iskence eden. o korkulariniz ki 5 yasinda cocugu bile bize tasla saldirtan. o korkulariniz ki 10 yasindaki cocuklarin bizleri dovusturmesine sebep olan ve en acimasizi da siz insanoglunun cocuklarinin bundan zevk almasina, bununla eglenmesine sebep olan. o cocuklar ki daha 10 yasinda, daha aski, sevgiyi, paylasmayi ogrenmeye calisan ama hepsinden once iskence etmeyi ve bundan zevk almayi ogrenen.
o insanoglu ki kendine hicbir zarari olmayan hayvani boynuna teller gecirip bogan. bazilarimiz bugun pompali tufeklerden kurtulmus, uyutulmaktan kurtulmus, sozum ona ''olum''den kurtulmus, barinaklarda.
siz hic ''olum'' kokusunu icinize ceke ceke yasadiniz mi?
siz hic surekli bagiran, can cekisen irkinizla birlikte bokunuzun icinde yasadiniz mi? siz acaba hic vucudunda kan kalmamis, 2 aylik yavru bir kopegin, damari bulunamazken cikarttigi insan yavrusu sesini duydunuz mu? siz hic aglaya aglaya, bagirsaklariniz dugumlenmis, vucudunuzun tamamini iltihap kaplamis öldünüz mü? hic sizi bir kafese kapattilar mi sizin gibi 15 tanesinin oldugu? ve siz bu kafeste sadece zayif oldugunuz icin saldiriya ugradiniz mi, digerleri tarafindan parcalandiniz mi? ''bir tane eksilirse bize daha cok yemek kalir'' diye parcalamaya kalktilar mi?  biri kolunuzda, biri bacaginizda, digeri sirtinizda, digeri bogazinizda, ayni anda 8-10 tanesi uzerinizde ve siz avaz avaz bagirirken insanlarin bile bi sey yapamadigi oldu mu?
ve siz bu parcalanma sirasinda mucadeleyi birakip ''tamam, artik öldüm'' dediniz mi?  ''artik öldüm'' deyip de sizi parcalasinlar diye birakip herbiri vucudunuzdan bir isirik alirken oylece yattiniz mi?  uzerinizdeki bu lokmalari etinizden ayirabilmek icin uzerinize soguk su puskurttukleri ve sizin artik bunu da duymadiginiz oldu mu?  sonra insanlar gelip sizi kanlar icinde, sirilsiklam disari cikardiklarinda, tedavi altina aldiklarinda ''ölüm sokuna'' girip iyilesmek yerine öldünüz mü? boynunuzdaki yaralardan yemek yiyemezken sizi siringalarla besleyip yasatmaya calisti mi birkac iyi insan? ya da siz bugun öldünüz ve yarin sahiplendiniz mi? o hic gelmeyen sahipler 1 gun gec geldikleri icin öldünüz mü? 
hani birileri sizlerden bi sekilde haberdar oldugunda ''kopeklerin hepsi sokak kopegi mi, cins ariyorduk biz'' diye sordular mi? daha ''golden retriever''i telaffuz edemeyen ''ben gold ariyordum aslinda'' diye arayan, pet-shoplara para vermek istemeyen ama illa ki cins hayvan isteyenler gelmediginden siz hic öldünüz mü?
siz hic sirf sahipleri onu terk etti diye hayata kusup yemek yemegi reddeden, kendini kafesin kosesine yapistirip kimseleri yanina yaklastirmayan, INTIHAR eden kopek gordunuz mu?
siz hic apartmanda istemiyorlar diye sahibinin getirip barinaga biraktigi, bir klube yaptigi, hergun ziyarete geldigi, yarim saat sevdigi bir kopek gordunuz mu?  ve bu sahibini sonsuz sevgi ve ilgisiyle karsilayan, asla bu hapishaneye neden terk edildigini sorgulamayan bir kopek? bu mektup bitmez siz de zaten tum bunlari gormeden, yokmus gibi yasarsiniz bizler her turlu iskenceyi, sevigisizligi, aciyi hak eden sokak hayvanlariyiz  hayat...

ozgun, 6.2.2003
ozgun@weblebi.com

 

 

SOKAKTAKİ MELEKLER                  Yazan: PAKO     HÜRRİYET, 5 Ağustos 2004

Siz onların çoğunu tanımazsınız.
Her zaman yüzlerinde bir telaş vardır.
Çünkü telaşlanacak bir şey olmasa bile onlar biraz sonra telaşlı bir şey olacağını bilirler.
İşte; arabaların arasından karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir kedi yavrusu. Ya da bir dalda hasta gözüken kuş. Belki bir köpeğin uzaktan gelen acı sesi.  Bir anda o telaşlı yüze bir de korku ekleniverir.
Onlar; sokaktaki melekler.

Hemen hemen çoğu zengin değil. Zengin olmaları da olanaksızdır, çünkü onların yaptıkları işler para getirmiyor olmalı. Sevgi veriyorlar; karşılığında hiçbir şey almadan...
Telaşlanıyorlar; boşuna..
Korkuyorlar; faydasız...
Çaba harcıyorlar, didiniyorlar, geceleri dahi hiçbir erkeğin yapamayacağı yürekliliği gösterip tehlikelere atılıyorlar; kazançları sadece gönül huzuru...Bunun için paraları-pulları yok onların.

*

Ben onları taa uzaktan tanırım. Her biri bir melek. Hangi yaşta olurlarsa olsunlar, yüzlerinde sevginin yansıması, akıl almaz bir güzellik vardır. O hüzünlü gözlerinden sevda fışkırıyor gibi. Otursanız yanlarına, içinizden başınızı onların dizlerine koyup uyumak istersiniz.
Çünkü güvendesiniz. İncitmezler sizi.
Adları öyle:
Sokaktaki melekler...

Gerektiğinde bir anda birer birer savaşçı kesilebilir, bir dişi aslan gibi öne atılabilir, o merhamet dolu göğüslerini bir çelikten kalkan gibi siper edebilir, hıçkırıklarını keskin kılıç gibi kullanabilirler. Onlar hayvanları çocukları gibi gördükleri için, durmadan yavrusu vurulan her anne gibi haklı bir isyanları vardır.
Ama çok geçmez...
Birazdan dönerler melek kimliklerine. Onları hayvanlarla ilgili toplantılarda, eylemlerde görebilirsiniz belki kimi zaman. Ama daha çok bir köşebaşında bir kedi yavrusuna süt verirken... Bir yolun kenarındaki yaralı köpeği kucaklamışken... Bir kuşu sarıp sarmalamış veterinere yetiştirmeye koşuştururken.. Ve en çok çaresiz, yorgun düşmüş ağlarken bulabilirsiniz. Gözleri yaşlıdır çoğu zaman.
Adları öyle:
Sokaktaki melekler...